Teknoloji

Huawei CEO’su Eric Xu: Aklımız 6G’de

Huawei CEO’su Eric Xu: Aklımız 6G’de
Huawei CEO’su Eric Xu, İngiltere’de gerçekleştirdiği basın toplantısında gündemde yer alan konularla alakalı açıklamalarda bulundu. Eric Xu, şirketin program mühendisliği kabiliyetlerinin geliştirilmesi, Ar-Ge operasyonları, Siber Güvenlik ve ABD özelinde yaşanan problemleri değerlendirdi.

Eric Xu’nun açıklamaları şöyle:

, ilk bakışta sektördeki diğer markalara benzer bir Ar-Ge yatırım yönetim sistemi kurdu, fakat bazı açılardan da farklı olduğunu söylemek gerekir. Ar-Ge sürecimize ve yönetim sistemimize; IPD, kısaca “Entegre Ürün Geliştirme” ismi verilmiştir. Bu süreç, 1998 senesinde Huawei’ye danışmanlık hizmeti veren IBM’in yardımı ile kuruldu. Bu süreç ve yönetim sisteminde hem geleceğe yönelik yatırımlar hem de araştırma ve yenilikçilik özelinde, müşteri gereksinimlerine yönelik yatırımlar bahis konusu. Özellikle müşterilerimize sunduğumuz ürünlerin nasıl geliştirileceğiyle ilgili olarak, mühendislik kabiliyetlerine doğrudan yapılan yatırımlar, bu aşamada öne çıkıyor. Dolayısı ile Ar-Geyle ilgili yatırımları üçe ayırmak mümkün. Yıllık iş planımıza göre her faz için ayrı bir bütçemiz var. Bu Ar-Ge yatırımlarının nasıl bir dağılım sürecinin olacağına yönelik olarak özel yönetim ekipleri oluşturduk.

Müşteri gereksinimlerine yönelik yatırımlara, Yatırım İnceleme Kurulu ve Entegre Portföy Yönetimi ekibi karar veriyor. Bu birimler, temel olarak, neyin geliştirileceği, neyin geliştirilmeyeceği ve ne vakit sunulacağı konusundaki karar mekanizmalarıdır. Zamanlama açısından baktığımızda inceleme döngüsü, Ar-Ge sürecinde kontrol noktaları olarak adlandırdığımız sürece dayanıyor. Araştırma, inovasyon ya da yatırım üreten patentler için karar alma organımız ise ITMT, kısaca Bütünleşik Teknoloji Yönetimi Ekibi olarak adlandırılıyor. Daha evvelki dönemlerde, araştırma ve inovasyonla alakalı yatırımların ortalama yüzdesi toplam Ar-Ge harcamalarımızın yaklaşık %10’uydu. Ancak son yıllarda bu oranı %20’ye çıkardık ve gelecekte %30’a ulaşabileceğimizi umuyoruz. Bu nedenle, geleceğe yönelik bu yatırımı yönetmek için özel ekipler, özel bütçeler ve karar mekanizmalarımız var. Aynı zamanda, pazardaki müşteri ihtiyaçlarını karşılayacak ürünler geliştirmek için oldukça büyük bir ekibimiz ve buna bağlı karar mekanizmalarımız da var.

4G gelmeden 5G’yi düşünüyorduk, bugünse ’yi düşünüyoruz

2009 yılında, 5G’deki araştırma çalışmalarımızı başlatma kararını veren ITMT birimiydi. İngiltere’de, Huawei’nin 5G araştırmasına 600 milyon ABD doları yatırım yapacağını duyurduk. İçinde bulunduğumuz mobil iletişim sanayisine baktığımızda, belli bir akış ve belli kurallar var. 2G’den bugüne geldiğimizde bizler 5G’yi konuşuyoruz ama benim aklımda şu anda 6G var. Aynı şekilde 4G ürünleri piyasaya sürülürken de ekiplerimiz halen o andan sonra 5G’ye yönelik olarak çalışmaya başlamıştı.

Aslında, 5G tek bir teknoloji terimi değil, mobil iletişim teknolojilerinin şu an gündemde olan son neslidir. 4G’nin araştırma çalışmaları tamamlandıktan sonra, doğal olarak ekiplerimiz gelecek nesil mobil iletişim teknolojilerini araştırıyorlardı. 5G, yeni nesil mobil iletişim teknolojilerinin bugünkü toplamıdır. 5G özelindeki araştırmalar temel olarak 2019 yılına kadar sonuçlanmış olacak ve araştırma ekiplerimiz gelecekte mobil iletişim teknolojilerinin nasıl gelişeceği gibi sorulara yanıt arayacaklar. Örneğin ileride 6G kategorisine dahil edilebilecek teknolojiler nelerdir? Araştırma ekiplerimiz, araştırmalarını bu tür sorular çevresinde organize edeceklerdir. 2028, 2029 ya da 2030 tarihlerinde 6G’yi bugün 5G kadar geniş bir şekilde tartışacağımızı tahmin ediyorum. Bu bir manada sektörümüzün bir kuralıdır. 5G’den sonra çalışmazsanız, bu sizin için bir gelecek olmadığı manasına gelir. Her yeni nesil teknoloji farklı dinamikler içerir ve bazı şirketler bu dönemlerde daha güçlü bir şekilde ortaya çıkar.

Dünyadaki 7 milyar insanın bilgeliğine inanıyorum

ABD Dış İşleri Bakanı Mike Pompeo’nun Macaristan ve Polonya’daki açıklamaları, ABD hükümetinin Huawei’ye karşı iyi koordine edilmiş bir jeopolitik kampanya başlattığının bir başka göstergesi gibi görünüyor. Bu süreçte susam tanesi kadar küçük bir şirkete karşı, ulusal bir güç kullanılıyor. Huawei 30 senelik bir şirkettir ve 170 ülke ve bölgede 3 milyardan fazla kişiye hizmet vermektedir. Müşterilerimiz, beraber çalıştığımız iş ortakları ve hizmet verdiğimiz 3 milyardan fazla insanın bazı noktaları çok doğru değerlendireceğini düşünüyorum. Biz de merak ediyoruz, bu endişeler hakikaten siber güvenlik konusunda mı, yoksa başka motivasyonlar olabilir mi? Gerçekten de siber güvenlik ve diğer ülkelerdeki insanların gizliliğinin korumasını mı düşünüyorlar, yoksa başka sebepler de var mı? Bazı kesimler, Huawei ekipmanı bahsi geçen ülkelerde kullanılırsa, ABD ajanslarının bu kişilerin bilgilerine ulaşmasının zorlaşacağını veya bu ülkelerin / liderlerinin mobil iletişimini kesmenin daha zor olduğunu savunuyorlar. Ben ise dünyadaki 7 milyar insanın bilgeliğine inanıyorum. Bence bu farklı olasılıkları onlar da açıkça görebiliyorlar.

5G ve siber güvenlik siyasal tartışmaya dönüştü

Siber güvenlik, katiyetle kendi başına ele alınması gereken ve uzmanlık gerektiren teknik bir sorundur. Bu bağlamda Huawei, kabul görmüş standartları uygulamaya koymak için hükümetlerle ve farklı sanayi ortakları ile birlikte çalışmaktadır. Son zamanlarda, 5G ve siber güvenlik arasındaki yakın ilişkiyi bir çok farklı gündemle beraber yakından gördük ve bence insanoğlu bu ilişkinin kaynaklarının ne olduğunu açıkça biliyorlar. 5G’nin önde gelen donanım sağlayıcılarına baktığımızda, Nokia, Ericsson, Huawei, Samsung ve ZTE’yi görüyoruz.

Gördüğünüz gibi, burda Amerikan şirketi yok. Çin ve Avrupa, beraber çalışmakta ve toplam maliyeti düşürmek, bu sektördeki tüm oyuncular için yatırım getirisini arttırmak maksadıyla, 5G için birleşik bir global standart ve aynı zamanda mobil iletişim teknolojilerinin geleceğini ortaya koymaya çalışmaktadır. Endüstrinin ortak çabaları sayesinde, 5G için birleşik bir global standardın oluştuğunu görüyoruz. Bu da sektördeki tüm oyuncuların 5G ile alakalı ürünler geliştirirken, bu standartları takip edebilecekleri manasına gelir. Fakat bugün bazı politikacılar, 5G ve siber güvenliği, sürdürülebilir olmadığını düşündüğümüz siyasal ya da ideolojik atışmalara dönüştürdüler.

İstesek de tüm dünyaya hizmet veremeyiz

Teknolojinin teknoloji olduğuna inanıyorum. Sonuçta, bunun geliştirilmesi, bilim adamlarına ve mühendislere bağlı olacaktır. Bilim insanlarının ve mühendislerin, daha iyi ürünler geliştirmek ve insanların bu teknolojiyi takip edebilmeleri için, bu birleşik standartları tercih edeceğine inanıyorum. Elbette, farklı ülkeler kendileri açısından doğru satıcıları seçmek için, katiyetle farklı bir alternatiflere sahipler. Mobil iletişim sanayisinin tarihine baktığımızda da bu durum son derece doğaldır. Huawei’nin 4G ekipmanı dünyadaki tüm ülkelerde kullanılmamaktadır ve katiyetle 5G ekipmanımızın da tüm ülkelerdeki tüm müşteriler tarafından seçilmesini beklemiyoruz. Her vakit olduğu gibi Huawei’yi seçen ülkelere ve telekom operatörlerine en iyi hizmeti vermeye yoğunlaşacağız.

Örneğin China Mobile Guangzhou, Guangzhou kenti Shenzhen’deki merkezimize çok yakın olmasına rağmen, Huawei’nin 4G ekipmanını seçmedi. Bu yüzden bunun oldukça normal olduğunu düşünüyorum. Avustralya’nın pazar büyüklüğü China Mobile Guangzhou’dan bile daha küçük. Yeni Zelanda’nın pazar büyüklüğü, Çin’de benim memleketim olan küçük bir kent olan Yiyang’dan daha küçük. İyi hizmet için tüm şirketler gibi bizim de sınırlı kapasitemiz var. Elbette, tüm ülkelerdeki tüm müşterilere hizmet veremeyiz ve katiyetle tüm pazara hakim olamayız. Shenzhen’deki merkezimize çok yakın bazı pazarlarda bile, ekipmanlarımız kullanılmıyor. Bu sektörümüzde hakikaten normal.

ABD’de iletişim alt yapımız yok

Huawei’nin alt yapı ekipmanının ABD pazarında bulunmadığını bir kez daha paylaşmak istiyorum. Şimdi ise akıllı telefonlarımız da orda kullanılmıyor. Geçmişte, Huawei’nin 4G cihazları Amerika Birleşik Devletleri’nde kırsal alanlarda kullanıldı ve uzak kırsal bölgelerde yaşayan insanlara evrensel hizmetler sağladı. Dolayısıyla, Huawei’nin işinde önemli bir tesiri olmayacağını düşünüyorum. Çünkü, şu an, ABD’de nerdeyse hiç ticari varlığımız yok. Orada büyük bir varlık oluşturma beklentimiz de yok.

İngiltere bilimsel yaklaştı ve Huaweiyle devlet kurumları standartlar çerçevesinde iş birliğine gitti

İngiltere hükümetinin de Huawei’nin ekipmanının güvenliği konusunda endişeleri vardı. Bu endişeleri çözmek üzere İngiltere hükümeti ile birlikte HCSEC, Siber Güvenlik Değerlendirme Merkezi’nde beraber çalıştık. Bu çalışma, Birleşik Krallık hükümetiyle Huawei arasında, Birleşik Krallık ağlarında konuşlandırılan Huawei ekipmanı ile ilgili endişeleri çözmek için yapılan açık iş birliğidir.İngiltere’nin dijital istihbarat örgütü GCHQ, mobil iletişim ağlarının güvenli bir şekilde yönetimini ve düzenlenmesini sağlamak için bir dizi sistem ve mekanizmayı uygulamaya koydu. Teknik kararların potansiyel tehdit hakkında net bir görüşle alınması gerekiyor. Bu konular basitçe siyasallaştırılmamalı. Kısa süre önce Oxford’un artık Huawei’den bağış kabul etmeyeceği açıklandı. Bu kararın da aynı şekilde Huaweiyle hiç konuşmadan, Huawei’yi çevreleyen kısmi ve temelsiz iddialara dayanarak alınması sebebiyle üzgünüz. Vakfın geçmişte gençlere yardımcı olmak için yaptıkları ortadadır ve gelecekte kuşkusuz yine destek olabilmeyi isteriz.

Five Eyes (Beş Göz) ülkeleriyle ilişkiler 

Eric Xu, Huawei’nin Beş Göz ülkeleri olarak bilinen Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, Birleşik Krallık ve ABD ile olan ilişkileriyle ilgili soruya yönelik olarak şunları ifade etti; “Huawei’nin Beş Göz ülkelerinin istihbarat teşkilatlarıyla olan iş birliğinden pek emin değilim. Ancak Huawei’nin İngiltere’de GCHQ ile olan ilişkisini biliyorum. Huawei’nin İngiltereyle iş birliği yapıcı bir iş birliğidir. Bu ortaklığın ilerleyebilmesi için de her iki kurum beraber teknik ve düzenleyici çözümler bulmaya çalışmaktadır. Huawei’nin İngiltere hükümeti ve ayrıca İngiltere sanayisiyle olan iş birliği, Çin-İngiltere iş birliğinin de bir rol modeli olmuştur.

Huawei’nin İngiltere’deki yatırım ve gelişimi örnek bir çalışma olarak ele alınmıştır. Bu, doğu ve batıdaki değer ve kültür farklılıklarını ele almaya ve yapıcı köprüler kurmaya yardımcı olan bir iş birliği modelidir. Bu model, Huawei’nin İngiltere’de sürekli olarak yatırım yapmasına ve gelişmesine imkân sağladı ve telekomünikasyon müşterilerinin Huawei’nin teknolojilerini, ürünlerini, çözümlerini İngiliz halkına ulaştırmalarını sağladı. Değer ve kültür farklılıklarının ışığında, bir çok olumsuz duruma tanık olduk. Son günlerde bir çok alanda tarafların biribirlerinin kaygılarını ve önceliklerini iyi ele alan yapıcı ve dostça bir iş birliği modeli bulması oldukça zorlaştı. Biz bu durumu değiştirmek üzere yapıcı ve teknik çözümler arz etmek üzere çalışıyoruz. Huawei, İngiltereyle çok iyi bir iş birliğine gitti. Bu da büyük oranda İngiltere’nin açık politikalarla sürdürdüğü serbest ticaretin, güçlü bir savunucusu olmasına dayanıyor. İngiltere, bu endişeleri çözmek için açık kurallar ve rasyonel düzenlemeleri tercih ediyor. Bu bakış açısının, İngiltere’nin özgürlükler ülkesi haline gelmesinin de temel taşı olduğuna inanıyorum.

Huawei ağın “çekirdek” bölümüne girmiyor

Siber güvenlik problemleri teknik meselelerdir ve bunları çözmek için katiyetle teknik ya da düzenleyici çözümler bulabileceğimizi düşünüyorum. Siber güvenlik, dünyada herkesin tartıştığı bir sorun. Ülkeler, 5G ile alakalı standartların ve 5G ile alakalı teknolojilerin seçiminde siber güvenliğe özel önem veriyorlar. 5G, evvelki nesil mobil iletişim teknolojileri olan 2G, 3G ya da 4G’den daha güvenlidir. Bu gerçeği, 3GPP ya da GSMA uzmanları da kolayca teyit edeceklerdir. 5G ağları üstünden iletilen bilgilerin içerisinde yerleşik 256 bit şifreleme vardır. Bu da insanların aktarılan bilgileri kırmak için, zamanımızda piyasada bulunmayan kuantum bilgisayarları kullanmaları gerektiği manasına geliyor.

5G’nin temeline bakarsanız, cep telefonlarından ve baz istasyonlarına çıkan bir sinyaliniz var ve sonra doğrudan ağa bağlanıyorsunuz. İngiltere şebekelerinde, Huawei yalnızca baz istasyonları sağlar. Baz istasyonlarının üzerindeki ağ katmanları için, Huawei hiç bir ekipman sağlamaz. Yani Huawei ağın “çekirdek” bölümüne girmiyor. Baz istasyonlarının üstündeki ağ katmanları, diğer işletmeler tarafından sağlanır ve Huaweiyle ilgisi yoktur. Veri şifrelemesi ya da şifre çözme işlemleri telekom operatörleri ya da hükümetlerin işi. Şifrelemenin anahtarları katiyetle Huawei’nin elinde değil, hükümetlerin ya da telekom operatörlerinin elindedir.

Üçüncü parti program kullanımı ve arka kapı iddiaları

Herhangi bir ürün için, donanım ya da yazılım ne olursa olsun, ürün geliştirirken bir işletim sistemine güvenmeniz gerekir. Örneğin, geliştiriciler uygulama yazılımı geliştirirken Windows ya da Linux kullanıyorlar, biz de baz istasyonu yazılımını geliştirirken bir işletim sistemi kullanmalıyız. İngiltere’de konuşlandırılan Huawei baz istasyonları için, Wind River ürünü olan VxWorks’ü seçtik.

Temmuz ayında yayınlanan Oversight Board raporunda bahsi geçen konu, Huawei’nin üçüncü taraf yazılımlarını yönetmeyle ilgili bazı alanlarda iyileştirme yapması gerektiği. Bu, yazılımın hiç kullanılamayacağı manasına gelmiyor. Çünkü şayet öyle olursa, tüm şirketler tekerleği yeniden icat etmek ya da ürünlerinin içine yerleştirilmiş yazılımı yeniden geliştirmek zorunda kalacaklar. Bu da Oracle, Windows ve Linux veri tabanlarını yeniden inşa etmeniz gerektiği manasına gelir.

Raporda bu konu gündeme getirildikten sonra, Wind River ile görüştük ve bize VxWorks’ün ve kullandığımız sürümlerin, -bazıları telekomünikasyon sanayisine kıyasla daha hassas olan- İngiltere’deki diğer sanayilerde de yaygın olarak kullanıldığını ifade ettiler.

Yazılım geliştirme sürecimizde üçüncü taraflardan işletim sistemleri ve veri tabanları kullanıyoruz. Ayrıca açık kaynaklı program kullanıyoruz. Bunun kurumsal kültürümüzle ilgisi yok. Bu, ürünlerin gelişimi üstünde çalıştıkları sürece tüm şirketler için katiyetle doğal olan birşeydir, çünkü bir şirketin herşeyi kendi başına yapması olanaksızdır. Şu anda bazı ülkelerin arka kapılar çevresinde yaşadığı endişeler uzun süredir İngiltere’de ele alınmıştı. Kaynak kodunu Birleşik Krallık HCSEC’ine teslim etmemiz ve HCSEC’in yaptığı kapsamlı testler, Huawei’nin ekipmanlarında arka kapı olmadığını doğruladı. HCSEC’i İngiltere hükümetiyle kurduğumuz sırada, öncelikle İngiltere hükümetinin Huawei’nin ürünlerinde arka kapı olabileceği endişelerini ele aldık. Daha sonra kaynak kodumuzu HCSEC’e teslim ettik ve DV tasdikli İngiliz yurttaşları tarafından kontrol edildi. Detaylı olarak tüm kaynak kodları kontrol edildi ve ürünlerimizde arka kapı bulamadılar.

Huawei ürünlerinin olası saldırılara ve olası sızmalara karşı savunma kabiliyetlerini geliştirmek için sekiz sene harcadık. Geçtiğimiz yılların çabaları ile Huawei bugün bu alanda lider ve bu bizim iddia ettiğimiz birşey değil. Bu alanda uzmanlaşmış bir ABD şirketi olan Cigital tarafından yapılan objektif ve kapsamlı değerlendirme ve testler de aynı şeyi söylüyor. Cigital, program güvenliği mühendisliği değerlendirmesi konusunda çalışan uzman bir şirkettir. 2013 senesinde Huawei ürünlerini ürün güvenliği konusunda değerlendirmeye başladılar. Bu incelemeyi bir sene boyunca 12 uygulama alanında yapıyorlar. Huawei dokuz uygulama alanında sektördeki en üst sırada yer alıyor ve Huawei sanayi ortalamasından daha iyi performans gösteriyor.

Güvenlikte koşullar değişiyor

Güvenlik tehdidi ortamının değişmeye devam ettiğini ve veri sızdırmayla ilgili teknolojilerin gelişmeye devam ettiğini, bilgisayar korsanlarının da boş durmadığını biliyoruz. Yalnızca güçlü güvenlik kabiliyetleriniz ya da olası saldırılara ve sızmalara karşı güçlü bir savunmanız varsa, kabuğun çok sert olduğu bir hindistan cevizi gibi olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Ama ya kabuk çatlamışsa? İçinde yalnızca su bulunan gerçek bir hindistan cevizi gibi de olmamalıyız. İngiltereyle iş birliğimizin odak noktaları da yalnızca hindistan cevizinin kabuğu olmak değil aynı zamanda içerdeki malzemeye de bakacak şekilde genişletildi. Ürün geliştirme sürecini; kapsam olarak güvenlikten dayanıklılığa, bir çok platformda ele alıyoruz.

HCSEC’in Huawei’nin kaynak kodlarına erişebildiği de unutulmamalı. Böylece bu kaynak kodlarının okunabilirliği ve kod tabanının sağlam olup olmadığını kolayca değiştirilip değiştirilmediği hakkında da yorum yapabilirler. Biz de odak noktamızı program üretim sürecine veya yazılım mühendisliği kabiliyetleri ve uygulamaları olarak adlandırdığımız alana kaydırıyoruz.

Buradaki fikir, 30 yıldan beri var olan eski kod tabanımızın ölçülmesini ve geliştirilmesini sağlamak için geleceğe dönük sağlam bir standart oluşturmaktır. Karşılaştığımız güvenlik tehlikeleri ve geçmişte kullandığımız program teknikleri, günümüzden farklı. İnsanların kodlama becerileri de geçmişe göre gelişme gösterdi. Geleceğe yönelik gereksinimlere karşı doğal boşluklar var. Son 30 yılda oluşturulmuş eski kodu yeniden düzenlemek ve ayrıca yeniden yazmak istiyorsak, gerekli olacak yatırım çok büyüktür ve bu aynı zamanda bugün müşterilerimize sunduğumuz işlevler ve özellikler açısından proje zamanlamasını da etkilemektedir.

Bu konuda, Huawei ve NCSC arasında uzun bir atışma var. Tüm eski kodları yeniden düzenlemek yerine yalnızca yeni koda yoğunlaşmak istedik. Nerede ise tüm Huawei yöneticileri bu atışmaya NCSC ile beraber dahil olmuşlardı. Eski kodun yeniden yapılandırılmasının ve geliştirme sürecinde yüksek kalite ve güvenirlik sağlamasının ne anlama geldiğini daha iyi anlıyoruz. Bunun katiyetle yalnızca kaygıların giderilmesiyle ilgili olmadığını fark ettik. Bu, Huawei’nin uzun vadeli gelişimi için yapması gereken birşey. Yazılım mühendisliği dönüşüm programına başlamak için geçen senenin sonunda bir kurul kararı aldık. Güvenilir ürünler üretmek maksadıyla program mühendisliği kabiliyetlerimizi ve uygulamalarımızı temelden iyileştirmeye karar verdik. Bu dönüşümün tamamlanması üç ila beş sene alacaktır. Temel olarak, program üretim sürecimizi yeniden inşa etmek için gelecekteki standartları ve gereklilikleri ele alacağız ve eski kodumuzu yeniden düzenlemek için çalışırken, gelecekteki standartları da takip edeceğiz.

Kapsamlı bir dönüşüm programına başladık

Düzenleme üstüne çalışırken, müşterilerimizin şu anda sahip oldukları gereksinimleri karşılamak için de çalışmalıyız. Bu yüzden katiyetle ek bir bütçeye ihtiyacımız var. Bahsi geçen 2 milyar doların işaret edildiği yer de burasıdır. Esas olarak, Ar-Ge mühendislerimizin eski kodu yeniden düzenlemeye yönelik eğitimleri için kullanılacak bir bütçe. Bu dönüşüm programından da sorumlu kişi benim. Önümüzdeki beş sene içinde yapılacak daha çok işim olacağı manasına geliyor. Bu 2 milyar dolarlık bütçe, yalnızca bir başlangıç fonu. Kesinlikle yeterli değil. Önümüzdeki üç ila beş yıldaki çabalarımızla, Huawei’nin uzun vadeli gelişimini desteklemek ve devam ettirmek için hükümetler ve müşteriler tarafından güvenilen ürünleri yaşama geçireceğiz.

Önemli olan iyi ve doğru yönetilen bir geleceğimizin olması ve bu en büyük zaferimiz olacak. Çalışanlarımızın pek çok şirket hisselerini elinde bulunduruyor. Bu seçimi doğru bulacaklarını ve anlayacaklarını düşünüyorum. Onlar da bugün şirket için kısa vadeli bir gelecek yerine uzun vadeli gelecek için daha düşük karlılığı tercih edeceklerdir. Planlama sürecini 2019 Mart ayının sonuna kadar tamamlamak istiyoruz.

Sorun yalnızca Huawei değil

Bugün sektörle alakalı dile getirilen kaygılar yalnızca Huawei’ye has değil. Bunların, sanayimizdeki tüm firmaların üstünde çalışması gereken zorluklar olduğunu düşünüyorum. Tek fark, ihtiyaç duyulacak iyileştirmenin kapsamıdır, lakin burada hiç bir şirketin mükemmel olmadığına inanıyorum ve bunun da ötesinde, bence tüm ekosistem dinamik olarak değişiyor. Kaynak kodunu gönüllü olarak, Birleşik Krallık’a incelemesi için teslim eden herhangi bir şirket, katiyetle güvenlik süreçleri açısından kendine güveniyordur. Yeniden yapılandırılan kodun tümü, İngiltere ağlarına girdikleri sürece, HCSEC tarafından da gözden geçirilecektir. Bu nedenle sonuçtaki sonuç iyi olsun veya olmasın, NCSC’nin bu iyi niyeti katiyetle bileceğine inanıyorum.

HCSEC’yi uygulamaya koyduğumuzda maksat, gelişim için problemleri ve iyileştirme alanlarını belirlemekti. Bu katiyetle yalnızca var olmayan arka kapıları bulmakla alakalı değil. 2018’de HCSEC’e 6 milyon Euro yatırım yaptık ve kuşkusuz iyileştirmek için harekete geçebileceğimiz alanları belirlemelerini istiyoruz. Bu model aynı zamanda Ar-Ge ekiplerimizin ne kadar iyi olduklarını doğrulamanın da bir yolu olduğundan bu ekiplerin de gelişimine katkı sağlayacaktır.

Teknoloji her vakit bir şekilde siyaset ile ilişkilendirildi. İnsanlık uzun bir yolculuktan geçti ve her ülkede bir çok bilge insan var.

Elbette, teknolojideki gelişmeler insana yarar sağlıyor. Bu özellikle 5G için geçerlidir. 5G, topluma yararlar sağlayabilir ve daha iyi dijital deneyime sahip olmalarını sağlar. Kesinlikle bir atom bombası değil, çünkü 5G insanlara zarar vermeyecek. Gizliliğin korunması için Avrupa Birliği’nde hali hazırda yürürlükte olan GDPR – Genel Veri Koruma Regülasyonu var. İngiltere de şu anda hala bunun bir parçası. İngiltere’nin gizlilik için kendi standartlarını belirleyeceğine inanıyorum. Oyuncular bu standartları takip ettiği sürece, gizlilik İngiltere ve Avrupa’daki insanoğlu için uygun bir şekilde korunacaktır.

GDPR hükümlerini ihlal eden herhangi bir şirket, ağır cezalara tabi olacaktır. Bu nedenle, GDPR gibi açık, saydam ve ayrım gözetmeyen standartlar ve düzenlemelerden memnuniyet duyuyoruz. Bu tüm oyuncular için geçerlidir. Teknik açıdan siber güvenlik için benzer standartlar oluşturulabileceğini düşünüyorum. Açık, saydam ve ayrım gözetmeyen standartlarla, tüm oyuncular için net kurallar olacaktır. Herkesin standartlara uyması gerekiyor ve onları ihlal edenler cezalandırılacaktır.

Öncelik isteğin güçlü olduğu pazarlarda

5G’nin benimsenmesi için üç tür piyasa var. İlk tip 5G için güçlü talep olan pazarlar. Bu ülkeler arasında Çin, Japonya, Güney Kore ve bazı Körfez-Arap ülkeleri bulunmaktadır. İkinci tür Avrupa’da ve ABD’deki gelişmiş ülkelerdir. Bu ülkeler şu anda 5G için güçlü bir talebe sahip değiller ve halen 4G pazarında bile gelişmiş değiller. Örneğin Fransa’daki baz istasyonlarının sayısı, yalnızca China Mobile Shenzhen tarafından dağıtılan baz istasyonu sayısından daha az. Üçüncü tür, 5G için gerçek manada talep olmayan, gelişmekte olan pazarlardır. Önümüzdeki birkaç sene içinde 5G’den elde edilecek gelir esas olarak ilk tip piyasalardan sağlanacaktır diye düşünüyorum.

Benzer Konular :

Huawei Ceo Eric Xu G

Huawei Ceo Eric Xu G

Huawei Ceo Su Eric Xu Aklımız G De

Huawei Ceo Su Eric Xu Aklımız G De

Huawei Ceo Su Eric Xu Aklımız G De

Huawei Ceo Su Eric Xu Aklımız G De

Yazar Hakkında

Eften Püften

Yorum bırak